TJK'nın Sesi Dergisi - Kasım 2018 Sayısına Konu Olduk

2005 yılında atçılığa başlayan Muhsin Emirsoy, kısa sürede Türkiye’nin başarılı yetiştiricilerinden birisi oldu.

Özellikle Torok isimli aygırıyla büyük başarılara imza atan atçımızı İzmir / Seferihisar’daki çiftliğinde ziyaret ettik...

Kıbrıs Limasol’da 1960 yılında dünyaya geldim. 1982 yılında, İTÜ Denizcilik Fakültesi’nden mezun olduktan sonra denizcilik hayatım başladı. 4’üncü kaptan olarak başladığım iş hayatımda, tecrübe kazanaraktan 1’inci kaptanlığa kadar yükseldim. 11 yıl süreyle kaptanlık yaptım. Tabii denizde yaşamak kolay bir süreç değil, bütün dünyayı kaç sefer dolaştım onu bile bilmiyorum. Çok tecrübeler edinip yeni insanlar tanıdık, yeni ülkeler gördük. Bu durum bize sosyal olarak da ekonomik olarak da çok büyük farkındalık yarattı. Özellikle, denizde kaptan olarak çalıştıktan sonra, insan hep iyi şeyler bekliyor, hep daha iyisini yapayım diye uğraş veriyorsunuz. Bu da bize büyük bir çevre kazandırdı.

KONVOY DENİZCİLİK…

Denizden çıktıktan sonra, kara ayağını nasıl döndürebiliriz diye hesaplarımızı yaptık ve tecrübelerime dayanarak da 1993 yılında karaya çıktım. Kendi şirketim olan Konvoy Denizciliği kurdum. O günden bu günlere de devam ettiriyoruz. Hep ilklerin başlangıcı olduk, çünkü gemilerin tankları vardır, biz oralardan çıkıp buralara geldik. Babadan veya aileden gelen bir şey olmadığı için, eşimle birlikte hep çalışarak yaptığımız bir başarı öyküsü oldu. En önemlisi de çok iyi elemanlar yetiştirdik. Çünkü burası aynı zamanda bir okul. Denizcilik sektöründe bunca bilgi ve tecrübeyi yanında çalışan elemanlara aktaran firma çok azdır. Bizim amacımız, arkadan gelen çocukların iyi yetişerek bu sektöre daha faydalı birer insan olabilmeleridir. Bizim için de o eğittiğimiz çocukların iyi bir yerlere gelmesi her zaman gurur kaynağı olmuştur. Biz her zaman doğru insanlarla iyi şeyler yapmayı, itibarımızı ve yaptığımız işlerin güzelliğini hedefledik. Bunlar bir işyeri kurarken olması gereken prensiplerdir. Şükürler olsun bugünlere kadar geldik ve çok mutluyum.

BAŞTAN DOĞRU BAŞLAR İSENİZ, DOĞRU GİDER…

Atlar benim çocukluğumdan itibaren hayatımda oldu. Bizim mahallemizde kırma atlar vardı. Hep o atları sever ve binerdik. Ama benim hiçbir zaman bir yarış atı sahibi olayım, çiftlik kurayım diye bir düşüncem olmadı. 2005’de bir arkadaşımın tavsiyesiyle bir at aldım fakat başarılı bir safkan değildi, yarış hayatı da bitmek üzereydi. Daha sonradan dedim ki eğer ben bir şey yapacaksam, aynı Murphy Kuralları’nda olduğu gibi, baştan doğru başlayalım ki doğru gitsin. Tamam, bu bir hobi ama hobi de olsa yaptığınız şeyin bir ciddiyeti olması lazım.

ÇİFTLİĞİMİ YAPMAK İÇİN YOLA ÇIKTIM…

2006 yılında çiftliğimi yapmaya başladım. Burayı inşa etmek için bir bütçe ayırıp, program yaptım. Burası 200 dönüm bir arazi, burayı yaparken gerekli danışmanlıkları tecrübeli olan arkadaşlardan aldım. Yurtdışındaki danışman firmalardan fikirler aldım ve buranın inşaatına başladım. Burası Türkiye’de farklı bir konsept oldu. Hem bir hara, hem konkur merkezi, hem de bir turizm merkezi. Dolayısıyla, işim nedeniyle ben bütün dünyayı gezdiğim için, yurtdışındaki bu tür çiftliklere gidip, eksiğimiz ne olabilir, neler yapabilirizi görüp, onları buraya taşıdım. Yoksa, normal şartlarda bir çiftlikte olması gereken şeyler bellidir… Buranın en güzel tarafı, hem şehre uzak hem de aslında çok yakın olması. Bir de İzmir’in iklimi sıcak olmasına rağmen çok güzeldir. Atların ihtiyacı olan D - Vitamini, toprağın analizi sonucunda kireç taşı, kontaminasyonu hep tamamlayıcı ve özendirici unsurlar. Bir de buna ek olarak, iyi bir mimari ve projeyle hayata geçirdiğiniz zaman buradan güzel sonuçlar çıkıyor. Çiftliğimiz, sadece at yetiştirmek için yapılmış bir tesis değil, aynı zamanda yaşam merkezi. Ben hep şunu söylüyorum; “Bir insan elli yaşından önce, elli yaşından sonra yapacaklarını planlarsa, elli yaşından sonra her şey hazır olur.” Ama elli yaşından sonra böyle bir işe soyunursanız, ne yapacak zamanınız, ne de finansal gücünüz olmayabilir. Ve ben bunu yaptım, iyi ki de yapmışım.

ARTIK ATLARI ALMANIN VAKTİ GELDİ…

Bizim tesisimiz 2008 yılında tamamlandı. 2 sene gibi kısa bir sürede her şeyi alt yapısından üst yapısına, sosyal alanlarından kullanılan malzemesine kadar bitirdik. Artık tesisimiz tamamlandığına göre gerekli unsur olarak ne kalmıştı; “Atlar!” İrlanda’ya ve Newmarket’e giderek ilk kısraklarımı aldım ve başladık. Sonrasında da başarılarımız gelmeye başladı. Ben çok ısrarcı bir insanım ve bir şeyi yaparken en ufak açık nokta bırakmak istemem. Mesela Torok, 2008 yılında alınan kısraklarımdan birisinin yavrusudur. Onun da çok ilginç bir hikayesi var. Bizim İngiltere’de danışmanımız Stewart isimli birisidir. İlk satış günü alım yapamadık, ikinci gün benim kağıt üzerinde çok beğendiğim ve gelecek vadeden bir kısrak dikkatimi çekti. Stewart gerekli kontrolleri yaptı ve Darley’den çıkma bir kısrak olduğunu söyledi. Aynı zamanda Darley’den, kısrağın karnındaki tayın erkek mi, dişi mi olduğunu öğrenebiliyorsunuz ve karnında bir tay vardı. Neyse, biz gerekli artırımları yaparak kısrağı aldık. İngiltere’deki satışlarda da Stewart’ın ilgilendiği diğer alım yapan atçılar, İrlanda’ya kısraklarını götürüp orada doğum yaptıracaklarmış. Stewart bizim kısrağın işlemlerini de İrlanda’ya gidecekmiş gibi yaptı. Tabii ben ertesi gün haber aldım, hatta kendisi bana, “İsterseniz işlemleri değiştireyim” dedi. Ben de, “Gerek yok, madem işlemler bu şekilde yapıldı, gitsin” dedim ve Torok bu şekilde İrlanda’da doğdu. Tabii bu nedenle de Gazi koşamadık.

TOROK…

Torok çiftliğimize geldi, yetişti ve yarış hayatına başladı. Tabii bizim o yıllarda çok acemiliklerimiz oldu. Torok’u İzmir’de kumda koşturduk, sonuçta çimci bir safkandı. Sonra, İstanbul’a getirdik ve çok da başarılıydı, fakat bir sentetik yarışından sonra dizinde çatlak oldu. Tedavi edilebilirdi ama ben beklemeyeceğimi söyledim ve aygır yaptım. İyi ki de yaptık diyorum, çünkü 4 yaşında Türkiye’nin en geç aygırı olmuştu. Bekleseydik belki o başarıları sağlayamayacaktı, geç aygırlığa başlayacaktı, tayları geç sahaya gelecekti ve taylarının başarıları çıkana kadar da yaşlanmış bir aygır olacaktı. Mesela, Torok’un babası Singspiel çok uzun yıllar yarış kariyeri olan bir safkandı. Dolayısıyla aygır yavruları çok geç geldi ve insanlara yeterince fayda sağlayamadı. O nedenle, Torok’un erken yaşından dolayı atçılığımıza çok faydalar sağlayacağını düşünüyorum.

BAŞARI İÇİN ARAŞTIRIR VE OKURUM…

Ben her zaman şunu söylerim; “Bir insan bir şeyi istedi mi, her şeyi yapar.” Ben okumasını çok seven bir insanım, ve bir ayağım hep yurtdışında olmuştur. Bir konuyu okuyup, araştırdığınız zaman çok rahat netice elde edebiliyorsunuz, atçılık için de öyle oldu. Araştırdım, okudum, fiilen eksiklerimi de tecrübeli arkadaşlar vasıtasıyla tamamladım. Yurtdışında da Stewart gibi bir danışmanla çalışmanın avantajlarını yaşadım. Kendisi dürüst ve iyi çalışan bir arkadaştır. Araştırmalarım neticesinde de teorik olarak çok iyi noktalara geldim. Sağ olsun, Stewart da atın konfirmasyon veya diğer fiziksel özellikleriyle ilgili bize danışmanlık yapmasıyla, doğru alışverişimizi yapmış olduk.

YAŞAM MERKEZİ…

Burası, Alsancak / İzmir’e 35 km mesafede, Çeşme’ye 40 km uzaklıkta, İzmir’in gelişimi yönünde yapılmış bir çiftlik. Tabii, artık burada pek boş yer kalmadı. Burayı ben yaparken sadece atlara yönelik olmasını istemedim, aynı zamanda bir yaşam merkezi oluşturmak istedim. Binicilik alanımızı dünyada tanınmış firmalara inşa ettirdim. Bunlar sonradan yapılacak işler değil, hep alt yapıdan itibaren projelendirmek gerekli. Bir bölümünü de yarış atçılığı için ayırdım. Bu konuyla ilgili her türlü hazırlıklarımız yapıldı; doğumlarından, sahaya gidene kadar padokları, ahırları, solariumundan walkerlarına kadar her şeylerini yaptık. 40 boxımız ve 6 adet padoğumuz var. Ben çok büyük padokların benim buradaki at popülasyonum düşünüldüğünde çok büyük katkı sağlayacağını düşünmüyorum.

BUTİK ATÇILIK YAPIYORUZ…

Burada bizim işimiz butik atçılık yapmak. Benim burada 6 tane kısrağım var. Daha önceden yarış atçılığından çıkmaya karar vererek bütün kısraklarımı çok sevdiğim arkadaşım Oğuz Yalçın’a verdim. Daha sonra da Torok’un başarıları gelince, biz de kıyısından köşesinden yetiştiriciliğe tekrar başlamış olduk. Ama bu sefer bunu yaparken, kendimi de yeniledim ve artık çok sayıda atla bu işi yapmama kararı aldım. Dediğim gibi, 6 tane çok kaliteli kısrağım var. Böyle de devam etmeyi düşünüyorum. Piano Sonata, Rhythm Divine, Abbas Yolcu’nun anneleri hep buradan çıkmadır. Burası hakikaten iyi kısrak ve taylar üreten bir tesis oldu.

KEYİF İÇİN YAPTIK…

Bir de 24 odalı bir butik otelimiz mevcut. Bu oteli daha çok kurumsal olarak kullanıyoruz. 1 Nisan’dan 15 Ekim tarihine kadar otelimizi açık tutuyoruz. Firmaların eğitim çalışmaları, düğün gibi organizasyonlarda faaliyet gösteriyor. Çok büyük bir tesis olduğu için sürekli açık tutmuyoruz, devamlı eleman çalıştırmak lazım, o da bizim işimize gelmiyor. Çünkü tamamen turizme dönmek gerekiyor. Biz burayı biraz keyif için yaptık. Benim İzmir’deki ofisimi de kapatıp buraya taşıdım. Aynı zamanda deniz taşımacılığı ve ticaretini de buradan yürütüyoruz.

TOROK ARTIK BIR MARKA…

Bu sene Torok adı altında bir zeytinyağı markası yarattık. Bizim burada yaklaşık 1500 adet, 350 yıllık zeytin ağaçlarımız var. Bunları zaten her yıl üretiyorduk, bu yıl daha profesyonel yaptık. Bizi mutlu eden, artık Torok’un bir marka olması. Biz burayı yaparken, doğaya dost, hayvan haklarına sahip çıkan bir spor merkezi yarattık. İnşa ederken bir tek ağaç kesilmediği gibi, yeni ağaçlar ve bitkiler ektik. Bu güzel ağaçları markalaştırırken Torok adından başka ne düşünebilirdik ki…

YETİŞTİRİCİ DEMORALİZE OLUYOR…

Bizim Türkiye’deki en büyük handikapımız ürettiğimiz atları satamamamız. Bugün dişi tayı doğan yetiştirici hemen demoralize oluyor. Çünkü, dişi tay Türkiye’de para kazanmaz ve başarılı olamaz gibi bir inanış var. Ama aksine, Avrupa’da da iyi bir kandan dişi tay doğduğu zaman yetiştirici memnun olur. Çünkü, iyi bir anne iyi taylar verme potansiyeli taşır. İngiltere, İrlanda, Amerika gibi ülkelerde, yılın değişik zamanlarında çok iyi atlar alınıp satılıyor. Bizde bunlar olmadığı için, haliyle ekonomik değeri olmayan bir atın alıcısı da olmuyor veya gerçek değerini göremiyor. Bu böyle olunca da yetiştirici demoralize oluyor ve işini büyütemiyor. Bu nedenle de atçılığımız yeteri kadar gelişim gösteremiyor. Eğer bunlar aşılabilirse, ben Türkiye’nin çok daha başarılı olacağını düşünüyorum

ÇOK İYİ YERLİ AYGIRLARIMIZ VAR…

Ben Türkiye’de çok iyi yerli aygırların olduğunu düşünüyorum. Ama ortalıkta dolaşan çok fazla kirli bilgi var. Aşım sezonu geldiğinde, özellikle sosyal medya üzerinden bu işi anlayan anlamayan herkes bir şey söylüyor. Bunun sonucunda da özellikle küçük yetiştiricinin kafası karışıyor. Biz Torok’la bu yola ilk çıktığımızda, burada bir tanıtım organizasyonu düzenledim ve çoğu arkadaşım bana jest olsun diye Torok’a kısrak gönderdi. Daha sonraki yıllarda da aynı şekilde oldu. İlk yıl 14 tane kısrağa aşım yapıldı ve ilk jenerasyon taylarından Derby galibi Piano Sonata’yı verdi. İkinci jenerasyonunda da yanlış hatırlamıyorsam 18 tane tayı geldi ve Çaldıran galibi Rhythm Divine’ı çıkardı. Torok’un tayları koşana kadar, talepler her geçen sene daha da azaldı. 2016 yılında Torbalı’ya başvuruda bulunduk ve bize bir tane bile aşım talebi gelmedi. Herkes soruyor neden tayı yok diye, çünkü talep olmadı. Herhangi bir kısrağa sırf aygırım aşım yapsın diye de çekmek istemedim. 2016’yı Torok dinlenerek geçirdi. Ben hep söylüyorum, Torok kısraklara çok şey katıyor. Bazı aygır var, iyi kısrak geldiğinde hakikaten çok iyi taylar çıkartıyor. Ama bazı aygırlar da var ki, standart bir kısrak dahi geldiğinde çok iyi taylar çıkartabiliyor. Torok bunlardan biri, çünkü gen aktarımı çok başarılı. Bir de Türkiye’de koşmuş aygırların yavruları genetik olarak bizim sahalarımıza uyumlu olacaktır. Kaneko, Luxor gibi ülkemizde koşmuş, kendini ispat etmiş, başarılı aygırlarımızdandır. Tabii ki yurtdışından gelen aygırlardan da çok büyük başarılar elde ettiklerimiz var. Demek istediğim, yerli aygırlarımızı da yabana atmayalım ve şans verelim istiyorum.

SON OLARAK…

Bu sektör gerçekten basit bir hobi değil, büyütülmesi gereken bir yer. Bir hayal ile başlayan ve başarıya dönüşmesini isteyen insanlar geliyor. Türkiye Jokey Kulübünden yeni atçı ve yetiştiricilerin gelebilmesi için düzenlemeler yapmasını istiyoruz. Şimdi aşım sezonu başlıyor ve bazı aygırlarımız kuraya kalıyor. Bunun sonucunda da aygır ile uyum sağlayabilecek bazı kısraklar kurada eleniyor. Bu sefer ne oluyor? Çok iyi bir tay yakalama şansı olan yetiştiricilerimiz, bu haktan mahrum kalıyor. Burada bizim bir kontenjanımız var, fakat şöyle bir kural var; “Ya at sahibi, ya da at sahibinin birinci dereceden akrabaları bu kontenjandan yararlanabilir” diyor. Burada, at sahibine %20 - 25’lik bir kontenjan tanınabilir. Böylelikle atçılığımız adına daha da büyük başarılar yakalanacağı düşüncesindeyim. Ben bu sektörü çok seviyorum ve kendi işimden aldığım stresi atçılık sayesinde atıyorum. Yeni arkadaşların bu sektöre girmesini ve camiamızın daha da büyümesini bekliyoruz. 2019 aşım sezonunun bütün yetiştiricilere hayırlı olmasını diliyorum.

 

Kaynak: TJK'nın Sesi Kasım 2018 Sayısı (50-55 Sayfa)

Read 373 times Last modified on Salı, 06 Kasım 2018 23:37